Yankı Bağcıoğlu: Deniz Güvenliğinin Söylemle Değil Eylemle Sağlanabileceğini Anlamak Zorundayız

01.04.2026

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, İstanbul Boğazı yakınlarında Türk gemisine yönelik saldırıya ilişkin "Deniz güvenliğinin söylemle değil eylemle sağlanabileceğini anlamak zorundayız" dedi. Yunanistan'ın Kerpe Adası'na hava savunma sistemi konuşlandırmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Bağcıoğlu, kaza kırıma uğrayan C-130 kargo uçağıyla ilgili teyitsiz yorumların toplumda infial yarattığını belirterek, "Kaza kırım incelemesi devam ederken bu konuya ilişkin periyodik bilgilendirme yapılması önemlidir" dedi.

CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, İzmir İl Başkanlığı'nda milli güvenlik konularına ilişkin aylık bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi.

Karadeniz açıklarında İstanbul Boğazı'na yaklaşık 14 mil mesafede bir Türk gemisine yönelik saldırıya ilişkin Bağcıoğlu, "Ukrayna-Rusya Federasyonu savaşının bir harekât alanı da Karadeniz olmaya devam etmektedir. Tankerler ve ticari gemilere yönelik saldırılar ile sürüklenen mayınların oluşturduğu tehdit; Karadeniz’de deniz güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Karasularımızın ve hava sahamızın hemen dışındaki, İstanbul Boğazı'na 14 deniz mili mesafedeki son saldırı ciddi bir ikazdır. Deniz güvenliğinin söylemle değil eylemle sağlanabileceğini anlamak zorundayız. Karadeniz’de deniz güvenliğine yönelik bir süredir devam eden tehditlere karşı durumsal farkındalık sağlayabilmek, öngörülü olabilmek zorunludur. Diplomatik girişimler ile caydırıcılık maksatlı askeri tedbirleri koordineli belirleyerek zamanında uygulayabilmek önemlidir. Karadeniz’in en güçlü Deniz Kuvvetleri olan Türk Bahriyesi Donanma varlığı ile Karadeniz’de caydırıcılık sağlamalıdır. Denizlerdeki hak ve menfaatlerimizi korumanın çok ağır ve tarihi bir sorumluluk olduğunu, bir anda mavi vatan sevgisi artan troller ve dijital beslemelerle yaptırılan algı faaliyetleri ile bu sorumluktan kaçmanın mümkün olmadığını hatırlatmak isterim" dedi.

"YUNANİSTAN, KERPE ADASI'NA SAVUNMA SİSTEMİ KONUŞLANDIRARAK ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL ETMEKTEDİR"

Bağcıoğlu, Yunanistan'ın Kerpe Adası'na hava savunma sistemi konuşlandırmasına ilişkin ise şunları kaydetti:

"Türkiye kıyılarına çok yakın ve etki mesafesinde bulunan Kerpe Adası’na hava savunma sistemi konuşlandırılması, askerî yönünden çok uluslararası hukuk boyutuyla önem taşıyan bir gelişmedir. Kerpe ve diğer Menteşe Adaları, 1947 Paris Antlaşması ile gayri askeri statüde Yunanistan’a devredilmiştir. Bu statü, söz konusu adaların askerî tahkimat ve silahlandırmadan uzak tutulmasını öngören açık bir hukuki rejim oluşturmuştur. Bu çerçevede Kerpe Adası’na hava savunma sistemi konuşlandırılması, adaların gayri askeri statüsünün fiilen aşındırılması anlamına gelmekte ve uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Daha sonra Yunanistan’ın; Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’a bu sisteme ait kendi stoklarından mühimmat satışı ise asıl amacın Paris ve Lozan Antlaşmalarının getirdiği statüyü fiilen aşındırmak olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu nedenle söz konusu konuşlandırmanın uluslararası hukuka aykırı olduğu, ancak geçici nitelik taşıdığı varsayımıyla; güvenlik gerekçeleri ortadan kalktığında Kerpe Adası’ndaki askerî sistemlerin kaldırılmasına yönelik Türkiye’nin hak ve taleplerinin saklı tutulduğunun şimdiden kayıt altına alınması önem taşımaktadır. Bu hususun yalnızca diplomatik kanallarda değil, devam eden Güven Artırıcı Önlemler görüşmelerinde de resmî kayda geçirilmesi gerekmektedir."

"BÖLGEDEKİ GERİLİMİ ARTIRMAYA YÖNELİK YENİ BİR PROVOKASYON"

Suriye'deki gelişmeleri değerlendiren Bağcıoğlu, "Son günlerde; Gazze’de işlenen insanlık suçları ve Batı Şeria’da süregelen baskı politikalarına ek olarak, İsrail’in; Suriye’nin güneyindeki hudut birliklerine ateş açması, bölgedeki gerilimi artırmaya yönelik yeni bir provokasyon niteliği taşımaktadır. Benzer şekilde Irak’taki İran yanlısı grupların Suriye’ye yönelik yoğun İHA saldırıları da bölgesel istikrar için önemli bir tehdittir. Bu tür provokasyonlara son verilmelidir. Suriye’de 30 Ocak askeri ve idari entegrasyon anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi önemlidir. Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye devletinin birliği ve toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir" dedi.

TARAFLARA İTİDAL VE SAĞDUYU ÇAĞRISI

İran yönelik müdahalelere ilişkin de Bağcıoğlu, "İran ile ilgili duruşumuz nettir. Bölgemizde savaş ve çatışma istemiyoruz. Bölgemizin, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ve kuralları hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen müdahalelerine maruz bırakılmasını reddediyoruz. İran’daki rejimin, baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte, İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların, sadece ve sadece burada yaşayanlar olduğunun altını çiziyoruz. Bölgemizin huzuru ve güvenliği, ülkemiz için hayati öneme sahiptir. Burayı istikrarsızlaştıracak her türlü girişimin karşısındayız. CHP olarak taraflara itidal ve sağduyu çağrısında bulunuyor, bölge ülkelerini ve uluslararası kamuoyunu, uluslararası hukuku hiçe sayan tüm müdahalelerin karşısında durmaya çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI'NA BİLGİLENDİRME ÇAĞRISI

Adana’da kurulması gündeme gelen çok uluslu NATO kolordusuna ilişkin sürece dair ise Bağcıoğlu, şunları söyledi:

"2020 yılında başlatılan ve 2023 yılında onaylanan planlamalar çerçevesinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Faaliyetlerin içinde bulunulan hassas dönem de dikkate alınarak, kamuoyunda belirsizlik ve soru işaretleri oluşturmayacak şekilde icra edilmesi gerekmektedir. Bu tür stratejik nitelikteki adımların şeffaflık ve zamanında bilgilendirme prensibi çerçevesinde yürütülmesi; yeni kolordu oluşturulması ihtiyacının nasıl doğduğu, kolordunun görevi, harekât sahası ve uygulanacak usuller gibi konularda Millî Savunma Bakanlığı tarafından uygun kapsamda bilgilendirme yapılması önem arz etmektedir. NATO kolordusuna yönelik temel beklentiler ise Karargâh yapısı çok uluslu olsa dahi nihai komuta ve kontrolün Türkiye’de kalmasının kesin olarak sağlanması, muharip unsurların (tümen/tugay) NATO’nun en etkin ve insan kaynağı açısından yeterli TSK’ya ait birliklerden oluşması, NATO Kuzey Atlantik Konseyi karar süreçlerinde Türkiye’nin milli menfaatleri gözetilerek gerekirse veto hakkının etkin şekilde kullanılması. Bu kapsamda; Türkiye’nin onayı olmadan herhangi bir harekât icra edilmemesi. Yapılması halinde; yabancı askerî birlik konuşlanmalarının TBMM onayı ve denetimine tabi olmasıdır.

Halen Türkiye, Bulgaristan ve Romanya tarafından üçlü bir girişim halinde oluşturulan Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu, sürüklenen mayınlar ve tehlikeli cisimlere karşı faaliyet göstermektedir. Millî Savunma Bakanlığı tarafından yapılan paylaşımda Karadeniz’de bir Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı yabancı askeri personelin ziyareti duyurulurken ifade edilmiş ve kamuoyunda büyük merak uyandırmıştır. Kolordu teşkil faaliyetlerine benzer şekilde atılacak adımların şeffaflık ve zamanında bilgilendirme prensibi çerçevesinde yürütülmesi ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından uygun kapsamda bilgilendirme yapılması önemli bir ihtiyaçtır. Deniz Unsur Komutanlığına ilişkin kritik hususlar ise bu yapının Karadeniz’de halen yürütülen mayın karşı tedbirleri faaliyetleriyle sınırlı olup olmayacağı, Türkiye–Bulgaristan–Romanya arasında halihazırda yürütülen girişimin bu yapı ile yeni bir kurumsal kimlik kazanıp kazanmayacağı, NATO'dan bağımsız olarak yürütülen Gönüllüler Koalisyonu içerisinde GKRY'nin olup olmadığı, faaliyetlere Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin deniz unsurlarının (insansız deniz araçları dahil) katılıp katılmayacağı, bu tür bir katılım olur ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleriyle teknik olarak uyumlu olsa dahi sözleşmenin yerleşik uygulaması ve ruhu açısından nasıl değerlendirileceği, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletler sadece insansız deniz araçları ile katılım sağlayacak ise bunun Montrö Sözleşmesi kapsamında nasıl değerlendirileceği, Montrö rejiminin aşındırılmasına yol açabilecek uygulamalara karşı alınacak tedbirlerdir. Sonuç olarak, Türkiye’nin güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen bu iki girişimde 'uluslararası yükümlülükler ile millî egemenlik, Montrö rejiminin korunması ve kamuoyu hassasiyetleri açısından dengeli ve şeffaf yaklaşım' benimsenmesi gerekmektedir."

"TEYİTSİZ YORUMLAR TOPLUMDA İNFİAL YARATMAKTA"

Azerbaycan’dan havalanan C-130 kargo uçağının kaza kırıma uğramasına ilişkin Bağcıoğlu, "İletişim konusunda bazı güncel hususlara ilişkin de zafiyet yaşanmaktadır. Toplumda bilgi kirliliği herkesi etkilemektedir. Son iki gündür maalesef, çok elim C 130 kazasına ilişkin sosyal medya ve basında yer alan teyitsiz, manipülatif yorumlar süratle yayılmakta ve ciddi bir şekilde infial yaratmaktadır. Kaza kırım incelemesi devam ederken bu konuya de ilişkin periyodik bilgilendirme yapılması önemlidir. Toplumun, milletin aydınlatılması açısından" dedi.


Benzer Haberler